ESKİ PALU’DA BİR TİCARET HİKÂYESİ; BİR AİLE HATIRASI - 2 — Süleyman Yapıcı

ESKİ PALU’DA BİR TİCARET HİKÂYESİ; BİR AİLE HATIRASI - 2

ESKİ PALU’DA BİR TİCARET HİKÂYESİ; BİR AİLE HATIRASI - 2

Geçen haftadan devam…

Hacı Said Girit’e varır. İlk gece kalacak yer arar.

“Burada Diyarbakırlı Helvacı Bekir Ağa var,” derler.

“Ona git. Ondan başka kimse misafir kabul etmez.”

Bekir Ağa hikâyeyi dinler.

“Ev dolu,” der.

“Ama dükkânın arkasına bir yatak serelim.”

Bir süre konuşurlar. Bekir Ağa birden durur:

“Burada Palulu Yusuf diye bir yüzbaşı var,” der.

“Kışlada görevli.”

Ertesi sabah kışlaya gider. Yusuf Yüzbaşı’yı görür görmez donar kalır.

“Yusuf!”

“Said!”

Sarılırlar.

Meğer Yusuf Yüzbaşı, Palu’da Çarşıbaşı Mahallesi’nde, hamama bitişik evde oturan eski komşularının oğludur.

Yusuf Yüzbaşı dinler.

“Artık benim misafirimsin,” der.

“Haydi eve gidelim.”

Ertesi gün Yusuf Yüzbaşı meseleyi Miralay’a anlatır. Miralay hiç oyalanmaz. Adamlar gönderilir. Rum bulunur.

Rum titrer.

“Param yok,” der.

“Parayı halıya yatırdım. Halılarımı vereyim.”

“Bu halıları nerede satacağım?” diye sorar Hacı Said.

“Mısır’a götür,” der Rum.

“Orada alıcısı çoktur.”

Halılar Mısır’a gider. Depo tutulur. Günler geçer. Haftada bir iki halı satılır. Para erimeye başlar.

Bir gün biri çıkar:

“Bu halıları burada eritme,” der.

“Yabani camız derileriyle değiştir. Bu gönler Hindistan’da altın eder.”

Derilerle Bombay’a varılır. Sahibi Müslüman bir gön fabrikası bulunur. Satış yapılır. Para alınır. Palu’ya götürülmek üzere mallar alınır.

Bir gün Hacı Said sokakta evlerin üzerindeki bayrakları fark eder.

“Bu bayraklar ne?”

“Zenginlik göstergesi,” der fabrika sahibi.

“Bir milyon altını olan bir bayrak, üç milyonu olan üç bayrak…”

“Demek Hindistan zengin,” der Hacı Said.

“Evet,” der adam.

“Peki sizde servet ne kadar sürer?”

Hacı Said ağır ağır cevap verir:

“Kimininki ömrünce… Kimininki evladına… Kimininki torununa…”

Adam başını sallar:

“O hâlde sizde haram vardır.”

O günden sonra ona hep şöyle seslenir:

“Muhammed Osman Said.”

Hacı Said sorar:

“Niçin böyle diyorsun?”

“Müslüman olduğun için Muhammed,” der.

“Osmanlı olduğun için Osman. Yani senin adın Muhammed Osman Said’tir.”

Sonunda dönüş vakti gelir. Hindistan aldığı ticarî mallarla birlikte gemiyle Basra Körfezi’ne, oradan deve kervanıyla Bağdat’a, Diyarbakır’a…

Ve nihayet sekiz ay yirmi dört gün sonra Palu’ya döner.

Zülküf Bey sustuğunda odada derin bir sessizlik olur.

O sessizlikte, Palu’nun eski hanları, kervan yolları ve helal kazancın ağır ama onurlu sesi yankılanır.

Ve insan şunu anlar:

Ticaret, sadece alıp satmak değildir.

Bazen kaderle, sabırla yapılan uzun bir pazarlıktır.

24.02.2026

Süleyman Yapıcı

Günışığı Gazetesi

Süleyman Yapıcı
İlahiyatçı & Araştırmacı Yazar
Hakkımda