İÇİMİZDE KALAN ESKİ KURBAN BAYRAMLARI — Süleyman Yapıcı

İÇİMİZDE KALAN ESKİ KURBAN BAYRAMLARI

İÇİMİZDE KALAN ESKİ KURBAN BAYRAMLARI

Bir zamanlar Kurban Bayramı, sadece takvimde yer alan birkaç günlük bir tatil değildi. Bayram; mahallelerin canlandığı, insanların birbirine daha çok yaklaştığı, evlerin bereket, huzur ve paylaşma duygusuyla dolduğu en özel zamanlardan biriydi. Şimdi ise insan, o eski bayramları düşündükçe içini derin bir özlem kaplıyor. Çünkü geçmişte bayramlar yalnızca yaşanmaz; hissedilir, paylaşılır ve hafızalara kazınırdı.

Bayramdan haftalar önce hazırlıklar başlardı. Mahalle aralarında tatlı bir telaş hissedilir, herkes yaklaşan bayramın heyecanını yaşamaya koyulurdu. Evlerin perdeleri yıkanır, duvar dipleri temizlenir, avlular süpürülürdü. Bakır kazanlar kumla ovularak veya kalaylanarak parlatılır, bıçaklar satırlar bilenirdi. Anneler sandıklardan en güzel örtüleri çıkarır, bayram sofralarında kullanılacak tabakları özenle hazırlardı.

Erkekler ise kurbanlık telaşına düşerdi. Hayvan pazarları günler öncesinden dolmaya başlar, insanlar en uygun kurbanlığı seçebilmek için sabahın erken saatlerinde pazara giderdi. Pazarlıkların arasında yükselen sesler, satıcıların çağrıları ve hayvanların çıkardığı sesler bayramın yaklaştığını hissettirirdi. Kurbanlık seçmek yalnızca bir alışveriş değil, aynı zamanda önemli bir sorumluluktu.

Çocuklar için ise bayramın yeri bambaşkaydı. Yeni alınan ayakkabılar yatağın kenarına koyulur, bayramlık kıyafetler defalarca giyilip aynanın karşısında seyreder ve abah olmasını büyük bir heyecanla beklerdi. Bayram gecesi kolay kolay uyku tutmazdı. Çünkü sabah hem bayram namazına gidilecek hem de gün boyu sürecek büyük bir hareket başlayacaktı.

Arife günü mahallede ayrı bir canlılık olurdu. Evlerden yükselen yemek kokuları bütün sokağı sarardı. Bir evde baklava ve dolanger açılırken, başka bir evde içli köfte ve kavurma için hazırlık yapılırdı. Komşular birbirine tabak taşır, eksik olan bir şey varsa hemen paylaşılırdı. Kimsenin kapısı yabancı değildi; mahallede herkes birbirinin evine rahatlıkla girip çıkardı.

Kız çocukları ellerine yakılacak kınanın heyecanını yaşar, anneler onların saçlarını özenle örerdi. Erkek çocukları ise bayram tıraşı için berbere götürülürdü. Akşam ezanı yaklaşırken sokaklarda bile bayramın huzuru hissedilirdi.

Bayram sabahı ise bambaşka olurdu. Daha hava tam aydınlanmadan evlerde ışıklar yanardı. Büyükler sessizce hazırlanır, çocuklar ise uykulu gözlerle ama büyük bir heyecanla yataklarından kalkardı. Sobanın üstünde çay kaynar, mutfaktan sıcak ekmek ve tereyağı kokusu gelirdi. Bayram namazından önce çoğu evde bir şey yenilip içilmez, günün ilk lokmasının kurban etinden olması beklenirdi. O sabahın serinliği bile farklı hissedilirdi; insanın içine huzur veren bir tarafı vardı.

Babalar ve dedeler en temiz elbiselerini giyerdi. Çocukların saçları taranır, ayakkabıları son kez silinirdi. Ardından mahalle halkı hep birlikte camiye doğru yürümeye başlardı. Sokaklarda sessiz ama huzurlu bir hareketlilik olurdu. Bayram namazına giden insanların yüzünde hem şükür hem de mutluluk hissedilirdi.

Cami avluları dolup taşardı. Arefe gününden başlayıp bayramın son gününe kadar devam eden “teşrik tekbirleri”, günde beş vakit camilerden gökyüzüne yükselirdi. Namazdan sonra herkes birbirine sarılır, bayramlaşırdı. Küçükler büyüklerin ellerini öper, dualar alırdı. Küslükler o gün sona ererdi. İnsanlar birbirine “hakkını helal et” der, kırgınlıklarını unutmaya çalışırdı. Çünkü bayram, kalpleri yumuşatan özel günlerden biriydi.

Namazın ardından kurban kesme hazırlıkları başlardı. Mahallede büyük bir dayanışma görülürdü. Kimisi ip tutar, kimisi su taşır, kimisi bıçak bilerdi. Bir evde iş bitince herkes başka bir komşunun yardımına koşardı. O gün mahallede kimse yalnız bırakılmazdı. Yardımlaşmak doğal bir davranıştı; kimse bunu görev gibi görmezdi.

Kurbanlık hayvanlar günler öncesinden çocukların dostu olurdu. Çocuklar onlara su verir, yem taşır, bazen isim bile takardı. Bu yüzden bayram sabahı bazı çocukların gözleri dolar, içlerinde garip bir hüzün oluşurdu. Büyükler ise bunun paylaşmanın, fedakârlığın ve ibadetin bir parçası olduğunu anlatırdı.

Avlularda büyük kazanlar kaynamaya başlardı. Sacların üzerinde ciğer pişer, kavurma kokusu bütün sokağı sarardı. O koku, eski bayramların unutulmayan kokularından biriydi. Mahallede dolaşan çocuklar hangi evde kavurma yapıldığını hemen anlardı.

Kadınlar mutfakta büyük bir emek verirdi. Bir yandan etler hazırlanır, bir yandan misafir sofraları kurulurdu. Büyük siniler çıkarılır, taze ekmekler hazırlanırdı. Sofralarda yalnızca yemek değil; bereket, muhabbet ve samimiyet vardı.

Kurban etleri büyük bir özenle paylaştırılırdı. Bir kısmı eve ayrılır, bir kısmı akraba ve komşulara gönderilir, en güzel kısmı ise ihtiyaç sahiplerine verilirdi. Mahallede hangi evin yardıma ihtiyacı olduğu bilinirdi. Kimseyi mahcup etmeden yardım etmeye özen gösterilirdi.

Bazı insanlar et dağıtımını gece yapardı. Sessizce çalınan bir kapı ve uzatılan bir tabak et, bazen bir ailenin yüzünü günlerce güldürürdü. Çünkü eski bayramlarda yardım, gösteriş için değil; gönülden yapılırdı.

Çocuklar ellerinde tabaklarla kapı kapı dolaşır, şeker toplar, el öper ve bayram harçlığı alırlardı. Bir evden börek gelir, başka bir evden tatlı ikram edilirdi. Her kapıda başka bir dua, başka bir tebessüm olurdu. Çocuklar paylaşmayı, yardımlaşmayı ve komşuluğu işte o günlerde öğrenirdi.

Bayram ziyaretleri gün boyu sürerdi. Dedelerin, ninelerin evleri dolup taşardı. Misafirlere kolonya tutulur, şeker, tatlı ve kurban etinden yapılan kavurma ikram edilirdi. İnce belli bardaklarda çaylar içilir, eski hatıralar anlatılırdı. Büyükler geçmiş bayramlardan söz ederken çocuklar kapı önlerinde oyun oynardı.

Mahalle aralarında çocuk sesleri hiç eksik olmazdı. Kimi misket oynar, kimi saklambaç oynar, kimi de elindeki bayram harçlığıyla bakkala koşardı. Bayram harçlığı alan çocukların yüzündeki mutluluk görülmeye değerdi. Küçücük bir para bile onların dünyasında büyük bir sevince dönüşürdü.

Akşam olduğunda mahalleye yorgun ama huzurlu bir sessizlik çökerdi. İnsanlar gün boyu yapılan ziyaretlerin, edilen sohbetlerin ve paylaşılan sofraların huzuruyla evlerine dönerdi. O gün herkes kendini birbirine biraz daha yakın hissederdi.

Belki o yıllarda insanların imkânları bugünkü kadar fazla değildi. Ama gönüller daha genişti. Sofralar daha mütevazıydı belki; fakat içindeki samimiyet çok daha büyüktü. İnsanlar azla yetinmeyi bilir, paylaşmaktan mutluluk duyardı.

Şimdi ise hayat daha hızlı, daha modern ve daha kalabalık… Ama sanki insanlar birbirine daha uzak. Kapılar eskisi kadar çalınmıyor, mahalleler eski sıcaklığını taşımıyor. Bayramlar hâlâ geliyor; fakat o eski ruhu bulmak gittikçe zorlaşıyor.

Bazen bir kavurma kokusu, bazen uzaktan gelen bir bayram tekbiri insanın içini ansızın sızlatıyor. Çünkü özlenen yalnızca eski bayramlar değil; çocukluk günleri, mahalle sıcaklığı, komşuluk duygusu ve kaybolan samimiyet oluyor.

Ve insan, geçmişin o güzel günlerini düşündükçe içinden sessizce şu cümleyi geçiriyor:

Keşke bir bayram sabahına daha, o eski günlerdeki gibi uyanabilseydik…

Bu duygu ve düşüncelerle Kurban Bayramınızı tebrik ediyorum.

25.05.2026

Süleyman Yapıcı

Günışığı Gazetesi

Süleyman Yapıcı
İlahiyatçı & Araştırmacı Yazar
Hakkımda