KARIN SESSİZLİĞİNDE KALAN ÇOCUKLUĞUM — Süleyman Yapıcı

KARIN SESSİZLİĞİNDE KALAN ÇOCUKLUĞUM

KARIN SESSİZLİĞİNDE KALAN ÇOCUKLUĞUM

Özlemle, hasretle beklenen kar geçen hafta yağdı. Okulların kar tatilinin yılbaşı tatiliyle birleşmesiyle birlikte çocuklar için oyun, neşe ve sevinç dolu günler başladı. Kartopu oynayan, kardan adam yapan, karda kayan çocukların keyfine diyecek yoktu. Televizyonlar ve sosyal medya, karın içindeki bu neşeli anlarla dolup taştı.

O görüntülere bakarken, elli-altmış yıl önce Palu’da geçen çocukluk kışlarım bir film şeridi gibi gözümün önünden geçti.

Bazı şehirlerde kış sadece soğuktur.

Bazı şehirlerdeyse kış, insanın çocukluğudur.

Palu’da kış, elli-altmış yıl önce benim için sadece soğuk günler değildi. Kış; çocukluğumdu, masumiyetimdi, hayata attığım ilk gülüşümdü. Karın ilk düştüğü sabahları hiç unutmam. Daha gün ağarmadan uyanır, odada yanan sobanın sıcaklığını iliklerimde hissederek yalınayak pencereye koşardım. Camın buğusunu avucumla siler, dışarı bakardım. Diz boyunu aşan o bembeyaz örtüyü gördüğümde kalbim sevinçle dolar, sanki içim kar gibi aydınlanırdı.

Kar yağınca dünya susardı. Palu susardı sanki… Sokaklar, damlar, bahçeler, ağaçlar beyaza bürünür, şehir derin bir sessizliğe gömülürdü. Gürültüsüz, sakin, dingin bir sessizlikti bu. İnsanın içine işleyen bir huzur bırakırdı. Bizim için kar; oyun demekti, neşe demekti, özgürlük demekti.

O yıllarda kar ne kadar yağarsa yağsın okullar tatil edilmezdi. Babamın açtığı izlere basmaya çalışarak yol alır, okula giderdim. Okuldan çıkar çıkmaz eve uğrar, kitap ve defterlerimizi kapının yanına bırakır, üstümüzü değiştirir değiştirmez sokağa fırlardık. Annelerimiz camdan seslenirdi:

- “Üşümeyin, çok durmayın…”

Ama biz ne ayazı bilirdik ne soğuğu. İçimiz kıpır kıpırdı. Kar yağdığı günlerde Palu’nun sokakları bize ait olurdu. Taşlı yollar, dam dipleri, boş arsalar, yokuş başları… Her yer bir oyun alanına dönüşürdü.

Kar yumuşak yağdı mı bilirdik ki bugün kartopu günüdür. Mahallede bir hareket başlar, çocuklar iki gruba ayrılırdı. Kartopları havada uçuşur, kahkahalar karın sessizliğini deler, sokaklar şenlenirdi. Ama bu oyunun da bir adabı vardı. Kartopu başa atılmazdı, sertleştirilmezdi, içine taş ya da buz konmazdı. Pes eden vurulmazdı. Kimse bize bunları kitaplardan öğretmedi. Büyüklerimizden görmüş, yaşayarak öğrenmiştik. Kurala uymayan oyundan çıkarılırdı. Kardan karşılıklı kaleler yapar, kalemizin arkasından karşıdaki kale ile savaşırdık.

Belki de adaleti, merhameti ve sınır bilmeyi biz o beyaz günlerde öğrendik.

Bazen içimizden biri öne çıkar, cesaretini göstermek isterdi. Birkaç adım öne geçer, “Atın!” derdi. Biz de gülüşerek kartoplarını yağdırırdık. O, kıvrak hareketlerle sağa sola kaçarken kar savrulur, kahkahalar göğe yükselirdi. Vurulmadan ayakta kalmak büyük bir gururdu. Akşam eve döndüğümüzde yüzümüz kıpkırmızı olur, ellerimiz uyuşurdu ama içimiz sımsıcaktı.

Kar iyice bastırdığında kardan adam yapardık. Mahallece toplanır, karı yuvarlaya yuvarlaya kocaman toplar haline getirirdik. Gövdesi ve başı yerleştirilir, tahta parçasıyla tıraşlanırdı. Eski bir külah bulunur, boynuna bir atkı sarılırdı. Yüzünü kömürle çizerdik. Burun için uzun bir kömür parçası bulmak büyük marifetti. O kardan adam bizim ortak emeğimizdi. Günlerce önünden geçer, her gün biraz daha eriyişini izlerdik. Küçüldükçe içimize ince bir hüzün çökerdi. Sanki o erirken biz de farkında olmadan büyürdük.

Kışın en cesur oyunları kayma oyunlarıydı. Çoğu zaman kızaklarımız olmazdı. Naylon teşt, eski bir naylon parçası… Ne bulursak onunla yokuşlardan aşağı kayardık. Kim daha uzağa gitti, kim düşmeden ayakta kaldı, bunlar bizim yarışımızdı. Bazen akşamdan bahçe suyunun yönünü değiştirir, yokuş aşağı bırakırdık. Sabah uyandığımızda donmuş bir kayak pisti bizi beklerdi.

Donmuş göletlerin üzerindeki buzda kaymak ayrı bir ustalık isterdi. Tek, ayak, çift ayak, yan ve arka üstü, çömelerek kayardık. Düşerdik elbet. Canımız acırdı. Ama biri sertçe düştüğünde bile kahkahalar yükselirdi. Kimse küsmezdi. Çünkü oyun, her şeyden kıymetliydi.

Bazı kışlar kar günlerce durmadan yağardı. Damlar imeceyle süpürülür, karlar evlerin dibinde dağ gibi birikirdi. O kar yığınları bizim için maceranın ta kendisiydi. Damın üstüne çıkar, aşağıdaki beyazlığa bakar, kalbimiz küt küt atardı. Sonra biri kendini bırakır, arkasından diğeri… Kara gömülen olurdu; hemen koşar, çıkarırdık. Korku, sevinç ve kahkaha bir aradaydı. O günlerde korku bilmezdik. Çünkü çocukluk, korkudan büyüktü. Bazen yağan karı tandır gibi oyar içine saklanır, yaramazlıklarımızı oyuna çevirirdik.

Kar yumuşaksa avuçlarımızda yuvarlar, büyüttükçe sevinirdik. Sonra yokuşlardan, tepelerden aşağı bırakır, yuvarlandıkça büyüyen küçük bir çığ haline gelen kartopunu izlerdik. Sertleşen karı tekerlek gibi keser, kırılmadan en uzağa gittiğinde sevinçten bağırırdık.

Yumuşak karda sırt üstü, yüz üstü yatıp şeklimizi çıkarırdık. Bazen şeklimizin iyi çıkması için başka bir arkadaştan vücudumuzu bastırmasını isterdik. Karın üzerinde bedenimizin izi kalır, kendi suretimize bakar gibi uzun uzun seyrederdik. Bunu da bir oyuna çevirir, karda vücut hatları ve yüz şekilleri daha iyi çıkan oyunu kazanmış olurdu.  Yan yana uzanır, boylarımızı ölçerdik.

Kar bazen öyle çok yağardı ki evlerin kapıları kapanırdı. Büyüklerimiz karın içinden tüneller açardı. O tünellerden geçmek, içinden gidip gelmek bizim için başlı başına bir oyundu. Soğuğu hissetmezdik. Çünkü hayal gücümüz sıcaktı, kalbimiz sıcaktı.

Şimdi geriye dönüp baktığımda anlıyorum ki Palu’nun kışları bizi büyüttü. Karın içinde düşe kalka paylaşmayı, birlikte gülmeyi, birbirimize tutunmayı öğrendik. O günler geçti. Sokaklar değişti, oyunlar kayboldu, çocuklar büyüdü.

Ama ne zaman kar yağsa, içimde hâlâ o çocuk uyanır.

Ellerim üşür, kalbim ısınır.

Kar eridi, oyunlar bitti, biz büyüdük…

Ama Palu’nun beyaz hatıraları, elli-altmış yıl geçse de yüreğimde hiç erimedi.

06.01.2026

Süleyman Yapıcı

Günışığı Gazetesi

Süleyman Yapıcı
İlahiyatçı & Araştırmacı Yazar
Hakkımda