KARIN SESSİZLİĞİNDE TEL TEL UZAYAN KIŞ GECELERİ — Süleyman Yapıcı

KARIN SESSİZLİĞİNDE TEL TEL UZAYAN KIŞ GECELERİ

KARIN SESSİZLİĞİNDE TEL TEL UZAYAN KIŞ GECELERİ

Eskiden kış geceleri aceleye gelmezdi. Zamanın telaşı bugünkü gibi değildi; saatler koşmaz, akşamlar bir yerlere yetişmek zorunda hissetmezdi kendini. Kar lapa lapa yağarken sokaklar susar, bacalarda uğuldayan rüzgâr ve pencerelere vuran tipi gecenin ne kadar uzun süreceğini fısıldardı. Evlerin üzerine çöken bu beyaz sessizlik, insanların yüreğine de bir huzur bırakırdı. İşte böyle gecelerde aileler, akrabalar ve dostlar bir araya gelir; evlerin odaları, kimi zaman da erkeklerin toplandığı sohbet odaları neşe ve muhabbetle dolup taşardı.

Soba harlanır, üstündeki çaydanlık hafiften tıngırdar, yer minderleri çekilir; sohbet ağır ağır koyulaşırdı. Kimisi eski günleri anlatır, kimisi çocukluğunun kışlarını yâd eder, araya tatlı bir kahkaha serpiştirilirdi. Bu gecelerin en tatlı bahanesi ise tel helva çekmekti. Çünkü tel helva sadece bir tatlı değil; uzun kış gecelerinin bereketi, neşesi ve birlikteliğiydi. Bir evde “Bu gece tel helva çekilecek” dendi mi, o evde yalnız helva değil, koca bir kültür yoğrulurdu.

Tel helva, Doğu Anadolu’nun birçok yerinde kış gecelerinin vazgeçilmez eğlencesiydi. Palu’da da böyleydi. Erkekler sohbet odalarında, evlerde ise kadınlar ve aile bireyleri tel helva için bir araya gelir; ustası, çırağı, meraklısı herkes yerini alırdı. Bu işin ustaları vardı; tel helvanın kıvamını, zamanını, sırrını bilenler… Onların sözü dinlenir, elleri ustalık, bakışları güven olurdu.

Bugünkü adıyla bir çeşit “pişmaniye” olan tel helva, eskiden Palu’da çoğunlukla dut pekmeziyle yapılırdı. Çünkü şeker her evde bulunmaz, bulununca da kıymeti bilinirdi. Dut pekmezli helvanın tadı bambaşkaydı; içinde hem yazın güneşi, hem dut ağaçlarının kokusu, hem de emeğin bereketi gizliydi. Dut pekmezinin kokusu odanın sıcaklığına karışır, evin içine sessiz bir sevinç yayılırdı. O yüzden o tat, sadece bir tatlı değil; biraz yazın hatırası, biraz çocukluk, biraz da geçmişin kokusuydu.

Daha sonraki yıllarda şekerle yapılan şerbet kullanılmaya başlandı. Ancak sohbet odalarının kapanması, ailece bir araya gelmelerin azalması derken bu gelenek yavaş yavaş unutulmaya yüz tuttu. O eski geceler, o kalabalık, o telaş sanki karlarla birlikte gelip karlarla birlikte eridi, usulca kayboldu.

Tel helva çekmek az kişiyle olacak iş değildi; bir elin değil, birçok kalbin emeğiydi. “Bu gece tel helva var” dendi mi herkes işin ucundan tutardı. Çocukların gözlerinde ayrı bir heyecan parlar, büyüklerin yüzünde tatlı bir tebessüm gezinirdi. Önce un tereyağıyla birlikte sobanın üzerinde hafifçe kavrulur, kokusu bütün odaya yayılır, pembemsi bir renk alınca soğumaya bırakılırdı. Buna “miyane” denirdi ve tel helvanın ruhuydu; helvanın tel tel olmasını sağlayan gizli güçtü.

Bir yanda miyane dinlenirken diğer yanda pekmez veya şerbet ağır ağır kaynatılırdı. Kıvamını tutturmak ustalık isterdi. Kaynayan şerbet yağlanmış tepsiye dökülür, sıkıca giyinilmiş iki kişinin ellerinde karın üzerine çıkarılırdı. Soğudukça kıvam alan ağda yoğrulur, beyazlaşana kadar uzatılıp toparlanır, ardından halka yapılırdı. Asıl merasim işte bundan sonra başlardı.

Yer sofrasının üzerine konan ekmek tahtasının üstündeki sinide bulunan miyanenin üzerine halka yerleştirilirdi. Önce iki kişi, sonra beş altı kişi halka etrafında ustaca çekmeye başlardı. Halka genişledikçe katlanır, katlandıkça teller incelirdi. Usta her zamanki uyarısını mutlaka yapardı:

- “Sakın sıkmayın, sert çekmeyin!”

Ağda ne çok sert olmalıydı ne çok yumuşak… Tel helvanın sırrı tam da bu dengedeydi. Çekildikçe üzerine miyane serpiştirilir, halka büyüdükçe katlanır, teller incelirdi. Dikkat edilmezse kalın parçalar içinde kalır, emeğin hakkı heba olurdu. Bu yüzden gözler hep ağdanın üzerindeydi. Eller bir ritim tutar; herkes aynı anda çeker, bırakır, katlar ve yeniden uzatırdı. Kimse birbirine karışmaz, herkes sırasını ve yerini bilirdi.

Helva tel tel olmaya başladığında odanın içini un kokusu ve tatlı bir sevinç kaplardı. Sohbetler koyulaşır, eski kış geceleri anlatılır, çocukluk hatıraları bir bir dökülür; arada koparılan helva parçaları ağızlara atılır, gülüşmeler yükselirdi. Bazen bir türkü söylenir, bazen bir mani dillendirilir; tel helva bir tatlı olmaktan çıkar, bir geleneğin nefesi, bir kültürün canlı hatırası hâline gelirdi.

Artık halka katlanamaz hâle geldiğinde tel helva olmuş demekti. Siniyi dolduran helva kesilir, tabaklara alınır, biraz dinlendirilir ve sonra emek verenlere ve izleyenlere ikram edilirdi. Bir kısmı komşulara gönderilirdi; çünkü helvanın tadı paylaşılmadan tamamlanmazdı. Artanı sabaha saklanır, dinlendikçe lezzeti daha da güzelleşirdi. Tel tel ayrılan her parça, sanki bir hatırayı da birlikte taşıyor gibiydi.

Bugün “pişmaniye” diye bildiğimiz tel helva işte böyle çekilirdi. Ama aslında çekilen sadece ağda değildi; muhabbet çekilirdi, sabır çekilirdi, beraber olmanın sevinci çekilirdi. İnsanlar birbirine yaklaşır, kalpler biraz daha ısınır, kışın soğuğu evlerin dışında kalırdı. Tel helva, insanı insana yaklaştıran görünmez bir bağdı.

Şimdi bir durup düşünelim… Artık o kış geceleri yok belki. Kar eskisi gibi yağsa da odalar dolmuyor; eller una bulanmıyor, sohbetler sabaha varmıyor. Sohbet odaları kapandı, evler içe kapandı, insanlar birbirinden uzaklaştı. Evet, teknoloji var, ekranlar var, sesler var… Peki o eski sıcaklık nerede?

Ama tel tel çekilen o gecelerin hatırası hâlâ içimizi ısıtıyor; tıpkı karın sessizliğinde için için yanan bir soba gibi. Bazen bir kokuyla, bazen bir cümleyle, bazen bir kar tanesiyle geri dönüp kapımızı çalıyor.

Dışarıda kar sessizce yağmaya devam ederken biz de tel helva gibi tel tel uzayan hatıralarla geçmişe tutunuyoruz. Çünkü bazı geceler yalnız karın değil, insanın da üzerine sessizce düşüyor. Ve bazı tatlar, bazı anılar hiçbir zaman tamamen kaybolmuyor… Belki geriye sadece hatıralar kaldı; ama o hatıralar bile bazen bir helva kokusu gibi gelir, içimizi mis gibi doldurur… Yeter ki hatırlamayı bilelim.

20.01.2026

Süleyman Yapıcı

Günışığı Gazetesi

Süleyman Yapıcı
İlahiyatçı & Araştırmacı Yazar
Hakkımda