SOĞUK EVLER, SOĞUK YÖNETİMLER: BU SADECE ISINMA DEĞİL, VİCDAN MESELESİ
Takvim 15 Nisan’ı gösterdi diye kalorifer kapatılır mı?
Kapatılıyor.
Hem de hiçbir şey olmamış gibi, hiçbir şey değişmemiş gibi…
Oysa Türkiye’de merkezi sistem ısınma, kuru bir takvim uygulaması değildir. Mevzuat da bunu söyler, akıl da, vicdan da:
Hava soğuduysa, yakarsın.
Çünkü ısınma bir lüks değil, temel bir ihtiyaçtır.
Ama gel gör ki bazı yönetimler için mesele ne mevzuat ne ihtiyaç…
Mesele düpedüz inat.
Bu yıl yaşananlar ortada. Nisan bitti, Mayıs geldi ama bahar gelmedi. Türkiye’nin birçok yerinde sıcaklıklar düştü, kar yağdı. İnsanlar yeniden kışlıklarını çıkardı. Böyle bir tabloda yapılması gereken şey açık: merkezi sistemleri yeniden devreye almak.
Peki ne yapıldı?
Bazı yerlerde hiçbir şey.
Elazığ Abdullahpaşa Mahallesi’ndeki TOKİ konutlarında yaşananlar bunun en net örneklerinden biri.
Vatandaş üşürken, yönetim izledi.
Vatandaş talep ederken, yönetim sustu.
Vatandaş ısrar ederken, yönetim reddetti.
Üstelik bu talepler keyfi değildi.
Evinde hasta olan vardı.
Yaşlısı olan vardı.
Küçük çocuğu olan vardı.
İnsanlar diyor ki:
“Kaloriferi yakın, üşüyoruz.”
Karşılık ne?
“Soba al yak.”
Bu bir cevap değil.
Bu bir çözüm hiç değil.
Bu, açık açık bir sorumluluktan kaçış beyanıdır.
Daha da vahimi:
“Senin evinde hasta varsa benim de evimde var.”
İşte asıl sorun tam da burada başlıyor.
Çünkü bu söz, bir yöneticinin değil; görevini reddeden birinin sözüdür.
Sen yönetimsen, kendi durumunu anlatmazsın.
Çözüm üretirsin.
Herkesin derdiyle ilgilenmek zorundasın.
Vatandaşla yarışmazsın, vatandaşın yükünü hafifletirsin.
Ama burada tam tersi bir tablo var.
Ortada şeffaf bir karar yok.
Kat malikleri kurulundan alınmış açık bir karar yok.
Ama cümle hazır:
“Biz karar aldık, kapattık.”
Kim aldı?
Ne zaman aldı?
Kime soruldu?
Cevap yok.
Ama sonuç var:
Soğuk evler. Üşüyen insanlar. Artan mağduriyet.
Üstelik işin hukuki boyutu da görmezden geliniyor.
Genel kabul gören uygulamalara göre, hava sıcaklığı ortalama 15 derecenin altına düştüğünde merkezi sistem yeniden çalıştırılabilir. Yani bu bir “iyilik” değil, şartların gerektirdiği bir uygulamadır.
Buna rağmen kaloriferi yakmamak, teknik bir tercih değildir.
Bu, bilinçli bir duyarsızlıktır.
Şunu artık açıkça söylemek gerekiyor:
Bu mesele bir ısınma meselesi olmaktan çıkmıştır.
Bu, doğrudan doğruya bir yönetim zihniyeti meselesidir.
İyi yönetim ne yapar?
Takvime körü körüne bağlı kalmaz.
İnsana bakar.
Şartlara bakar.
Gerekirse inisiyatif alır.
Kötü yönetim ne yapar?
Kuralın arkasına saklanır.
Sorumluluktan kaçar.
Ve en kötüsü, bunu normalleştirir.
Bugün yaşanan tam olarak budur.
İnsanlar üşüyor.
Hastalar risk altında.
Çocuklar soğuk evlerde büyüyor.
Ama birileri hâlâ “tarih geçti” demeye devam ediyor.
Hayır.
Tarih geçmedi.
Sadece vicdan geri çekildi.
Unutulmaması gereken bir gerçek var:
Isınamayan bir ev sadece soğuk değildir.
Aynı zamanda ihmalkârlığın, kötü yönetimin ve umursamazlığın en somut halidir.
Ve bu mesele, görmezden gelinerek değil;
sorgulanarak, dile getirilerek ve yüzleşilerek çözülür.
Çünkü mesele kalorifer değil.
Mesele insan.
07.04.2026
Süleyman Yapıcı
Günışığı Gatesi