UNUTAN TOPLUMLARIN GELECEĞİ OLUR MU?
İnsan unutur. Bu, onun yaratılışında vardır. Nitekim insan kelimesinin kökü bile “nisyan” ile yani unutmakla ilişkilendirilir. Ancak unutmanın bir sınırı vardır. Kişi unuttuğunda kendine zarar verir; fakat bir toplum unuttuğunda, bu yalnızca bir zafiyet değil, bir helâk sebebine dönüşür.
Çünkü İslam’da hafıza sadece geçmişi hatırlamak değildir; aynı zamanda bir ibrettir, bir uyarıdır, bir sorumluluktur.
Kur’ân-ı Kerîm, insanlığa sürekli hatırlatır: “Düşünmez misiniz?”, “Akletmez misiniz?”, “İbret almaz mısınız?” Bu çağrılar boşuna değildir. Çünkü unutan bir kalp, zamanla katılaşır. Katılaşan kalp ise hakikati görmez hâle gelir. Ve işte asıl felaket de burada başlar.
Bugün içinde yaşadığımız çağ, unutmayı hızlandıran bir çağdır. Bilgi çoğalmış, fakat hikmet azalmıştır. Haberler artmış, fakat ibret kaybolmuştur. Her gün yeni bir acıya şahit oluyoruz; ama hiçbir acı, kalbimizde yeterince yer etmiyor. Dün bizi sarsan bir zulüm, bugün sıradan bir habere dönüşüyor. Çünkü kalpler yoruldu değil; kalpler alıştı.
Oysa bir Müslüman için unutmak, sadece zihinsel bir eksiklik değil, imanî bir zaaftır.
Geçmiş kavimlerin kıssaları neden anlatılır? Kur’an-ı Kerim neden tekrar tekrar aynı uyarıları yapar? Çünkü insan unutur, ama Allah hatırlatır. Çünkü insan gaflete düşer, ama vahiy onu uyandırır. Âd kavmi, Semûd kavmi, Firavun… Bunlar sadece tarihsel olaylar değil; unutulmaması gereken derslerdir.
Onlar neden helâk oldular? Sadece zulmettikleri için değil; kendilerine yapılan uyarıları unuttukları, görmezden geldikleri ve hakikati bile bile terk ettikleri için.
Bugün kendimize dürüstçe sormalıyız:
Biz neyi unuttuk?
Allah’ın adaletini mi?
Zulmün karşısında durma sorumluluğumuzu mu?
Mazlumun duasının arşa yükseldiğini mi?
Yoksa dünya hayatının geçici olduğunu mu?
Unutmak, sadece geçmişi silmek değildir. Unutmak, aynı zamanda sorumluluktan kaçmaktır. Çünkü hatırlayan insan harekete geçer. Hatırlayan insan susamaz. Hatırlayan insan zulme alışamaz.
Ama unutan insan, her şeye alışır.
Bugün ümmet olarak yaşadığımız en büyük krizlerden biri de budur: Hafıza kaybı. Geçmişte ödediğimiz bedelleri unuttuk. Birliğin ne kadar kıymetli olduğunu unuttuk. Ayrılığın, fitnenin, parçalanmanın nelere mal olduğunu unuttuk. Ve en önemlisi, Allah’ın yardımının hangi şartlarda geldiğini unuttuk.
Oysa sünnetullah değişmez. Allah’ın koyduğu kanunlar bugün de geçerlidir. “Bir toplum kendini değiştirmedikçe, Allah da onun durumunu değiştirmez.” [Ra’d Sutesi, ayet: 11] Ama kendini değiştirmek için önce hatırlamak gerekir. Nereden geldiğini, neyi kaybettiğini, neyi terk ettiğini…
Bugün şehirlerimiz büyüyor, imkânlarımız artıyor, ama kalplerimiz daralıyor. Çünkü hafızamız zayıflıyor. Eskiden bir âlimin sözü yıllarca hatırlanırdı; şimdi binlerce söz birkaç saniyede unutuluyor. Eskiden bir zulüm nesiller boyu anlatılırdı; şimdi birkaç gün sonra gündemden düşüyor.
Bu, sadece zamanın değişmesi değil; kalbin değişmesidir.
Bir Müslüman için hatırlamak, bir ibadettir. Zikir sadece dil ile değil, hafıza ile de yapılır. Allah’ı unutan, kendini de unutur. Nitekim Kur’an’da bu hakikat açıkça ifade edilir: “Allah’ı unutanlar gibi olmayın ki Allah da onlara kendilerini unutturmuştur.” [Haşr Suresi, Ayet: 19]
İşte en büyük kayıp budur: Kendini unutmak.
Kendini unutan bir toplum, kimliğini kaybeder. Kimliğini kaybeden bir toplum ise başkalarının değerleriyle yaşamaya başlar. Kendi ölçülerini terk eder, başkalarının ölçülerine göre şekillenir. Ve bir süre sonra hak ile bâtılı ayırt edemez hâle gelir.
Bu yüzden hatırlamak bir diriliştir.
Geçmişi hatırlamak, sadece nostalji değildir. Bu, bir uyanıştır. Bir silkiniştir. Bir yön bulmadır. Ashabın yaşadığı fedakârlıkları hatırlamak, bize sabrı öğretir. Âlimlerin mücadelesini hatırlamak, bize istikameti gösterir. Mazlumların direnişini hatırlamak, bize cesaret verir.
Unutan toplumlar dağılır.
Hatırlayan toplumlar dirilir.
Bugün yapılması gereken şey bellidir: Hafızayı yeniden inşa etmek. Evlerimizde, okullarımızda, sohbetlerimizde… Çocuklarımıza sadece bilgi değil, bilinç aktarmak. Sadece başarıyı değil, sorumluluğu öğretmek. Sadece dünyayı değil, ahireti hatırlatmak.
Çünkü bu dünya bir imtihandır. Ve bu imtihanı kazananlar, hatırlayanlardır.
Son söz şu olsun:
Bir toplum Allah’ı, adaleti, mazlumu ve kendi geçmişini unutursa, geleceğini de kaybeder.
Ama hatırlarsa…
Sadece geçmişini değil, izzetini de yeniden kazanır.
Asıl soru hâlâ önümüzde duruyor:
Biz unutanlardan mı olacağız, yoksa hatırlayanlardan mı?
31.03.2024
Süleyman Yapıcı
Günışığı Gazetesi