BİR ANEKDOTUN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ
Konya Yüksek İslam Enstitüsü ve daha sonra Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde İslam Hukuku derslerimize giren kıymetli hocamız Prof. Dr. Orhan Çeker, Harput Klasik Fıkıh Meclisi programı vesilesiyle Elazığ’ı teşrif etmişlerdi.
Bu güzel vesileyle Konya Yüksek İslam Enstitüsü ve Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunu bir grup arkadaş olarak hocamızla bir araya geldik. Aradan uzun yıllar geçmiş olmasına rağmen öğrencilik günlerimizi, ders halkalarımızı, hocalarımızı ve unutamadığımız hatıraları yeniden yâd ettik. İnsan, yıllar sonra dostlarını ve hocalarını görünce zamanın sadece saçlara ak düşürdüğünü; samimiyet ve vefayı ise eskitemediğini daha iyi anlıyor.
Sohbet sırasında hocamızın dile getirdiği bir husus hepimizin dikkatini çekti. Prof. Dr. Orhan Çeker Hocamızın altıncı dedesi, 1800’lü yılların başında Palu’dan Ankara’nın Haymana ilçesine bağlı Yenice Köyü’ne göç ederek oraya yerleşmiş. Bu sebeple hocamız her fırsatta, “Ben aslında Paluluyum” demekten büyük mutluluk duyardı. İnşallah ileride Haymana Yenice Köyü’nde yaşayan Palulu hemşehrilerimizle yaptığımız görüşmeleri de ayrıca kaleme alacağım.
O gün sadece eski günleri konuşmadık. Ahirete irtihal eden hocalarımızı rahmetle andık, hayatta olanlara sağlık ve afiyet temennisinde bulunduk. Aynı okulda öğrenci olduğumuz ve daha sonra Elazığ İmam Hatip Lisesi’nde birlikte görev yaptığımız arkadaşlarımızla yıllar sonra yeniden aynı sohbet halkasında bulunmanın sevincini yaşadık.
Bu dost meclisinin en renkli simalarından biri de Muzaffer Turgut Hocamızdı. Güçlü hafızası, ezbere bildiği şiirleri, nükteli anlatımı ve ibretli hatıralarıyla bulunduğu her meclise ayrı bir güzellik katan Muzaffer Hocamızın o gün anlattığı kısa bir anekdot ise hepimizi derinden düşündürdü. Gerçekten bazen birkaç cümlelik bir hatıra, sayfalar dolusu nasihatten daha tesirli olabiliyor.
Muzaffer Hocamızın anlattığına göre yaşlı fakat son derece dinç ve huzurlu görünen bir amca ile genç bir delikanlı sohbet etmektedir. Gencin dikkatini amcanın canlılığı çeker ve merakına yenik düşerek peş peşe sorular sormaya başlar.
— Amca, kusura bakmazsan sana birkaç soru sormak istiyorum.
— Ne kusuru evladım, buyur sor.
— Kaç yaşındasın?
Yaşlı adam hiç beklenmeyen bir cevap verir:
— Sağlığım iyidir.
Genç şaşırır. Sorusunun cevabını alamadığını düşünerek ikinci sorusunu yöneltir.
— Zenginlikten, fakirlikten ne haber?
Yaşlı adam yine aynı sükûnetle cevap verir:
— Borcum yoktur.
Genç artık merakının iyice arttığını hisseder.
— Kusura bakma amca ama bir şey daha soracağım.
— Sor evladım.
— Yenge güzel midir, çirkin midir?
Yaşlı adam yine hiç tereddüt etmeden cevap verir:
— Yengenizin ahlâkı iyidir.
Genç, bu cevapların tesadüf olmadığını anlamaya başlamıştır. Son sorusunu sorar:
— Dostun da düşmanın da hiç olmadı mı?
Yaşlı adam tebessüm ederek şu cevabı verir:
— Hısım akraba var; onlar da uzakta otururlar.
İlk bakışta bu cevaplar soruları yanlış anlamış bir ihtiyarın sözleri gibi görülebilir. Oysa yaşlı adam soruları değil, hayatın özünü cevaplamaktadır. Genç; yaşı, serveti, güzelliği ve çevreyi merak ederken o, gerçek zenginliğin ve gerçek mutluluğun ölçülerini anlatmaktadır.
“Sağlığım iyidir” sözü bize, insanın yaşından önce sağlığını önemsemesi gerektiğini hatırlatıyor. Takvimde yazan rakamlar değil; Allah’ın verdiği ömrü sağlıkla, huzurla ve hayırla yaşayabilmek değerlidir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), insanların çoğunun kıymetini bilemediği iki nimetin sağlık ve boş vakit olduğunu haber vermektedir.
“Borcum yoktur” cevabı ise günümüz insanına verilmiş önemli bir mesajdır. Tüketim alışkanlıklarının arttığı çağımızda insanlar çoğu zaman ihtiyaçları için değil, arzuları için borçlanmaktadır. Oysa İslâm’ın öğrettiği zenginlik, malın çokluğu değil; gönlün tok olmasıdır. Kanaat tükenmeyen bir hazinedir. Borçsuz yaşayabilmek de büyük bir nimettir.
“Yengenizin ahlâkı iyidir” sözü ise aile hayatının temelini özetlemektedir. Dış güzellik zamanla değişir; fakat güzel ahlâk yıllandıkça değer kazanır. Sağlam aileler dış görünüşle değil; sevgi, sadakat, merhamet, sabır ve karşılıklı saygıyla ayakta kalır.
Son cevap ise üzerinde en çok düşünülmesi gerekenidir. “Hısım akraba var; onlar da uzakta otururlar” sözü, kin ve husumetten uzak bir hayatın ifadesidir. Bugün insanlar en küçük meselelerden dolayı birbirlerine düşman olabiliyor. Sosyal medya tartışmaları, aile kırgınlıkları ve komşuluk ilişkilerindeki zayıflama bunun en açık örnekleridir. Oysa mümin, gönül yapan insandır. Affetmek olgunluktur; her tartışmayı kazanmak insana gerçek bir kazanç sağlamaz.
Bu kısa anekdot, aslında günümüz insanına tutulmuş bir aynadır. Bilgiye ulaşmak kolaylaşmış; fakat hikmete ulaşmak zorlaşmıştır. Diplomalar çoğalmış, teknoloji gelişmiş; buna karşılık gönül terbiyesi aynı ölçüde ilerlememiştir. Büyüklerin yılların tecrübesiyle söyledikleri birkaç cümle ise bazen ciltler dolusu kitaptan daha kıymetlidir.
Muzaffer Turgut Hocamıza anlattığı bu anekdot için teşekkür ediyorum. Bu anekdot bize; yaşımızı değil sağlığımızı, servetimizi değil kanaatimizi, dış güzelliği değil güzel ahlâkı, düşman kazanmayı değil gönül kazanmayı önemsememiz gerektiğini öğretiyor.
İnsan, geride bıraktığı malıyla değil; güzel ahlâkıyla, yetiştirdiği insanlarla, yaptığı hayırlarla ve gönüllerde bıraktığı güzel hatıralarla yaşamaya devam eder. Dünya fanidir; baki kalan ise hoş bir sada ve hayırla anılan bir ömürdür.
Rabbimiz bizlere sağlığın kıymetini bilen, helâl kazançla yetinen, kanaat sahibi olan, borçtan sakınan, güzel ahlâkı hayatının merkezine yerleştiren ve gönüller yapmayı bilen kullarından olmayı nasip eylesin.
Âmin.
28.07.2026
Süleyman Yapıcı
Günışığı Gazetesi